Hayatın belirli anlarında kendinizi bir kavşakta buluyorsunuz. İki ya da daha fazla seçenek var, her birinin avantajları ve riskleri var ve siz olduğunuz yerde duruyorsunuz. Belki iş değiştirmeyi düşünüyorsunuz ama bir türlü adım atamıyorsunuz. Belki bir ilişkide devam edip etmemek konusunda aylardır aynı soruyu soruyorsunuz kendinize. Belki şehir değiştirmek, yeni bir proje başlatmak ya da birini hayatınıza dahil etmek ya da çıkarmak söz konusu. Her durumda aynı his var, hareketsizlik. Ve bu hareketsizliği çoğu zaman temkinlilik ya da olgunluk olarak tanımlıyoruz. Ama gerçekte yanlış karar vermek kadar karar vermemek de bir karar ve bu kararın da bedeli var.
Karar Vermemenin Görünmez Maliyeti
Karar vermemek pasif bir durum gibi görünüyor ama aslında çok aktif bir zihinsel süreç. Zihin o açık soruyu kapatmak için sürekli enerji harcıyor. Yatarken düşünüyorsunuz, yemek yerken zihniniz oraya kayıyor, bir konuşmanın ortasında kendinizi o belirsiz noktada buluyorsunuz. Bu durum hem odaklanmayı hem de günlük hayatın keyfini olumsuz etkiliyor. Karar vermemek aynı zamanda zamanı donduruyor; siz beklerken hayat durmuyor, koşullar değişiyor, fırsatlar kapanıyor ya da sorunlar büyüyor. Üstelik uzun süre askıda kalan kararlar zamanla çok daha ağır hissettiriyor çünkü üstüne biriken belirsizlik ve yorgunluk yükü artıyor. Sonuç olarak karar vermemenin görünmez bir maliyeti var ve bu maliyet çoğu zaman yanlış bir kararın bedelinden çok daha ağır basıyor.
Yanlış Karar Vermekten Neden Bu Kadar Korkuyoruz?
Yanlış karar verme korkusunun kökleri genellikle çok daha derine uzanıyor. Bir kısmı geçmişte verilen ve pişmanlıkla sonuçlanan kararlardan kaynaklanıyor. Bir kısmı ise başkalarının tepkisinden korkuya dayanıyor; yanlış bir karar verirsem ne düşünürler, başarısız görünürsem ne olur? Bunların yanı sıra kontrol ihtiyacı da bu korkunun beslendiği önemli bir kaynak. Her şeyi kontrol altında tutmak isteyenler, sonucu belirsiz olan her karardan önce çok daha fazla veri toplamak, her olasılığı hesaplamak ve riski sıfıra indirmek istiyor. Ama hayatta hiçbir karar yüzde yüz garanti sunmuyor. Yanlış karar vermek korkusu aslında belirsizlik korkusu ve bu korkuyla yüzleşmeden karar alma kasını geliştirmek mümkün olmuyor.

Yanlış Kararlar Aslında Ne Öğretiyor?
Yanlış karar vermek acı verici ama öğretici. İşe gitmeyen bir yol, en azından o yolun işe yaramadığını kesin olarak gösteriyor. Bu bilgi çok kıymetli çünkü bir sonraki kararı çok daha sağlam bir zemine oturtmanızı sağlıyor. Pek çok başarılı insanın geçmişine bakıldığında yanlış kararlarla dolu bir yol görülüyor. Ama bu kararlar onları geri götürmek yerine gerçekte nereye gideceklerini bulmalarına yardımcı olmuş. Yanlış bir karar sizi bir süre geri atabilir ama çoğu durumda telafisi mümkün. Hiçbir şey yapmamak ise sizi olduğunuz yerde tutuyor ve zamanla o durumu değiştirmek giderek zorlaşıyor. Bir yönde hareket etmek hem içsel bir netlik yaratıyor hem de yolu adım adım aydınlatıyor.
Karar Vermemek Bir Tür Kendini Koruma mı?
Karar vermemek bilinçdışı düzeyde kendini koruma mekanizması olarak işlev görebiliyor. Eğer karar vermezseniz yanlış da yapamazsınız, pişman da olmazsınız, eleştirilmezsiniz. Bu mantık kısa vadede işe yarıyor gibi görünüyor. Ama uzun vadede tam tersi oluyor. Karar vermemek sizi o sürecin dışında tutmuyor, aksine sonuçların ortasına atıyor. Çünkü hayat her halükarda ilerliyor. Siz seçim yapmadığınızda koşullar sizin adınıza seçiyor. İş fırsatı kapanıyor, ilişki başka bir yöne evriliyor, sağlık sorunu büyüyor ya da küçük bir problem çözülmesi çok daha zor bir hale geliyor. Karar vermemek sizi denklemin dışında tutmuyor; yalnızca kontrolü elinizden alıyor.
Mükemmel Karar Diye Bir Şey Yok
Karar verme sürecini bu kadar zorlaştıran yanılgılardan biri mükemmel kararın var olduğuna olan inanç. Yeterince beklerseniz, yeterince araştırırsanız, yeterince düşünürseniz eninde sonunda herkesi memnun edecek, hiçbir riski olmayan, kesinlikle doğru olan o karara ulaşacaksınız gibi hissediyorsunuz. Ama bu karar gerçekte hiçbir zaman gelmiyor. Her seçimin bir bedeli var, her yolun kaçırılan başka bir yolu var. Kararları mükemmellik beklentisiyle ertelemenin en büyük tehlikesi şu: Bekleme süresi uzadıkça baskı artıyor, baskı arttıkça karar vermek daha da zorlaşıyor ve döngü kendini besliyor. Yeterince iyi bir karar, zamanında alınmış bir karardır. Mükemmel bir karar ise çoğu zaman çok geç alınmış bir karardır.
Karar Verme Kası Nasıl Geliştirilir?
Karar vermek bir beceri ve her beceri gibi pratikle gelişiyor. Büyük ve hayat değiştiren kararlar için kendinizi hazırlamak istiyorsanız küçük kararlardan başlamak iyi bir yol. Restoranda menüye uzun süre bakıp ne yiyeceğinizi bir türlü belirleyemiyorsanız ya da hangi filmi izleyeceğinizi seçmek için yarım saat harcıyorsanız bu küçük ama gerçek birer ipucu. Küçük kararlarda hız ve netlik geliştirmek büyük kararlara taşınan bir alışkanlık oluşturuyor. Bunun yanı sıra her kararı geri dönüşü olmayan bir son gibi görmemek de önemli. Pek çok karar düzeltilebilir, revize edilebilir ya da tamamen tersine çevrilebilir. Bunu fark etmek kararların omuzlardaki ağırlığını önemli ölçüde hafifleterek harekete geçmeyi kolaylaştırıyor.
Pişmanlık Matematigini Tersine Çevirin
Amerikalı girişimci Jeff Bezos yıllar önce şu soruyu kendine sorduğunu anlatmıştı: Seksen yaşında geriye baktığımda hangi karardan daha çok pişman olurum, denesem ve başarısız olsam mı, yoksa hiç denemesem mi? Bu soru karar verme sürecini çok farklı bir perspektiften ele alıyor. Yanlış karar vermek anlık hayal kırıklığı yaratıyor ama zamanla öğrenilmiş bir deneyime dönüşüyor. Karar vermemek ise uzun vadede çok daha kalıcı bir pişmanlık bırakıyor. Yapılmayanların pişmanlığı, yapılanların pişmanlığından genellikle çok daha ağır basıyor. Çünkü yapılmadığında hayal etmek hep mümkün; ya yapsaydım sorusu yanıtsız kalıyor ve bu yanıtsızlık zamanla büyüyor.
Karar vermek her zaman kolay değil ve yanlış kararlar verileceği de kaçınılmaz. Ama hareketsiz kalmak hiçbir hatayı önlemiyor, yalnızca hataları görünmez kılıyor. Gerçek cesaret mükemmel kararlar vermek değil, belirsizliğe rağmen harekete geçebilmek ve sonucun ne olursa olsun ondan bir şey öğrenmeyi seçmek.
Derya Öte Almanya’da yaşayan Türk bir ICF koçudur. Almanya Duisburg’da bulunan kendi kurmuş olduğu Derya Öte Koçluk ve Danışmanlık Akademisinde koçluk, yaşam danışmanlığı hizmetlerini yürütmekte ve aynı zamanda ICF koçluk eğitimleri vermektedir.
Hizmetlerini Türkçe ve Almanca olarak sunan Derya Öte, farklı kültürden pek çok insanın hayatlarına dokunmuş ve kişisel gelişim yolculuklarına katkı sağlamıştır. Derya Öte ve sunduğu hizmetler hakkında daha fazla bilgi almak için +491608488493 telefon numarası veya info@lifecoach-deryaoete.de mail adresi aracılığıyla iletişim kurabilir, sosyal medya hesabından etkinlikleri takip edebilirsiniz.