Kendine inanmak için önce bir şeyler başarmak gerektiğini düşünenler çoğunlukta. Mantıklı da geliyor ilk bakışta. Bir şeyi yapabildiğinizi gördükten sonra kendinize güvenmeniz çok daha kolay. Ama bu yaklaşımın kuyruğu yiyen yılan gibi kendi kendini döndüren bir döngü yarattığını fark etmek gerekiyor. Başarı gelmeden inanmayacaksınız, inanmadan ise o başarıya giden yolda gerekli adımları atmakta zorlanacaksınız. Bu kısır döngüyü kırmak için soruyu tersinden sormak gerekiyor: Belki başarı inancın bir sonucu, sebebi değil.
İnanç Neden Başarıdan Önce Geliyor?
Psikoloji araştırmaları onlarca yıldır aynı bulguya işaret ediyor. Bir hedefe ulaşmadan önce o hedefe ulaşabileceğine inanan insanlar, inanmayanlara kıyasla çok daha fazla çaba harcıyor, engellerle karşılaştığında çok daha uzun süre direniyor ve alternatifleri çok daha yaratıcı biçimde değerlendiriyor. Bu tesadüf değil. İnanç davranışı şekillendiriyor ve davranış da sonuçları. Başarıya giden yolda atılan adımların büyüklüğü, sıklığı ve kararlılığı büyük ölçüde o kişinin kendine olan güveniyle doğrudan ilişkili. Yani inanç, başarının bir ödülü değil, ona giden yolun yakıtı.
Kanıt Olmadan İnanmak Neden Zor?
İnsanın kendine inanması için geçmişte yaşanan deneyimler güçlü bir temel oluşturuyor. Bir şeyi daha önce başardıysanız, bir dahaki seferinde de başarabileceğinize inanmak çok daha kolay. Ama hiç denemediğiniz ya da geçmişte başarısız olduğunuz bir alanda kendinize inanmak neden bu kadar güç? Çünkü beyin kanıt arıyor. Belirsizlik karşısında geçmiş deneyimleri referans noktası olarak kullanıyor. Kanıt yoksa ya da kanıt olumsuzsa, inanç zeminsiz hissettiriyor. Oysa her yeni girişim gerçekten yeni bir başlangıç. Geçmiş bir başarısızlık, gelecekteki bir denemenin sonucunu belirlemez. Ama beyin bu ayrımı kendiliğinden yapmıyor; bu ayrımı bilinçli olarak yapmak gerekiyor.
Kendine İnanmak ile Kibir Arasındaki Fark
Burada önemli bir ayrımın altını çizmek gerekiyor. Kendine inanmak her şeyi yapabileceğinizi ya da hata yapmayacağınızı sanmak değil. Kibir hataları görmezden gelirken gerçek özgüven hatalarla yüzleşmeyi ve onlardan öğrenmeyi mümkün kılıyor. Başarı yolculuğunda sağlıklı bir öz inanç şu anlama geliyor: Şu an her şeyi bilmiyorum ama öğrenebilirim. Şu an hazır değilim ama hazırlanabilirim. Şu an başaramamış olabilirim ama bu benim son noktam değil. Bu bakış açısı sizi zorluklara karşı savunmasız kılmıyor, aksine onları aşmanın mümkün olduğuna dair bir zemin sağlıyor.

Başarı Hikâyeleri Neden Yanıltıcı Görünüyor?
Etrafınızdaki başarılı insanlara baktığınızda genellikle sonucu görüyorsunuz, süreci değil. Birinin bugün nasıl göründüğünü değil, oraya gelmeden önce kaç kez şüpheye düştüğünü, kaç kez vazgeçmeyi düşündüğünü, kaç kez kendine inanıp inanmama arasında gidip geldiğini görmüyorsunuz. Bu durum başarıyı ulaşılamaz ya da yalnızca belirli insanlara özgü bir şey gibi hissettiriyor. Oysa pek çok başarı hikâyesinin ortak paydası şu: O kişiler de bir noktada kanıtsız, desteksiz ve sonucu belirsizken yola çıktı. Kendilerine olan inançları başlangıçta mükemmel değildi ama harekete geçmek için yeterince güçlüydü.
Kendine İnanmayı Beklemek Bir Tuzak
Çoğu insan şunu düşünüyor: Kendime biraz daha güvendiğimde başlarım. Biraz daha hazır hissettiğimde adım atarım. Biraz daha deneyimim olduğunda o kapıyı çalarım. Bu düşünce mantıklı geliyor ama pratikte bir erteleme tuzağına dönüşüyor. O hazır olma hissi çoğu zaman kendiliğinden gelmiyor. Harekete geçmeden önce değil, harekete geçtikten sonra ortaya çıkıyor. Küçük de olsa bir adım atmak, o adımın getirdiği deneyim ve geri bildirim, kendine olan güveni besliyor. Yani başarıyı beklememek, tam tersine belirsizliğe rağmen harekete geçmek, öz inancı inşa etmenin en sağlıklı yollarından biri oluyor.
İç Ses ile Başa Çıkmak
Kendinize inanmaya çalışırken en büyük engel çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden geliyor. Yeterince iyi değilsin, zamanı geçti, başkaları senden çok daha iyi yapıyor gibi sesler tanıdık mı? Bu iç eleştirmen tamamen susturulamıyor ama onun söylediklerini gerçekmiş gibi kabul etmek zorunda da değilsiniz. O ses bir gerçek değil, bir yorum. Ve yorumlar sorgulanabilir. Her olumsuz iç sesi fark ettiğinizde kendinize şunu sormak işe yarıyor: Bu düşünce benim için mi konuşuyor, yoksa beni durdurmak için mi? Bu soruyu sormak o sesin gücünü azaltıyor ve harekete geçmek için gereken alanı açıyor.
Başarı İnançla Büyüyor
Öz inanç statik bir özellik değil, dinamik ve geliştirilebilir bir kapasite. Küçük adımlar atmak, o adımları tamamlamak ve sonuçları fark etmek zamanla birikip güçlü bir özgüven zemini oluşturuyor. Başarı her seferinde bu zemini biraz daha sağlamlaştırıyor. Ama ilk adım için o zemin hazır olmak zorunda değil. Yeterince küçük, yeterince somut ve yeterince gerçekçi bir adım, henüz tam olarak inanmadığınız dönemde bile atılabiliyor. Ve o adım bir sonrakini çok daha kolay hale getiriyor. En güçlü inanç sistemi büyük sözlerden değil, küçük ama tutarlı eylemlerden besleniyor.
Kendine inanmak için başarıyı beklemeye gerek yok. İnanç başarının ön koşulu değil, onunla birlikte büyüyen ve birbirini besleyen bir süreç. Tam hazır hissetmeden, tam emin olmadan ve her şey netleşmeden önce harekete geçmek, hem o inancı hem de başarıyı birlikte inşa etmenin en gerçekçi yolu oluyor.
Derya Öte Almanya’da yaşayan Türk bir ICF koçudur. Almanya Duisburg’da bulunan kendi kurmuş olduğu Derya Öte Koçluk ve Danışmanlık Akademisinde koçluk, yaşam danışmanlığı hizmetlerini yürütmekte ve aynı zamanda ICF koçluk eğitimleri vermektedir.
Hizmetlerini Türkçe ve Almanca olarak sunan Derya Öte, farklı kültürden pek çok insanın hayatlarına dokunmuş ve kişisel gelişim yolculuklarına katkı sağlamıştır. Derya Öte ve sunduğu hizmetler hakkında daha fazla bilgi almak için +491608488493 telefon numarası veya info@lifecoach-deryaoete.de mail adresi aracılığıyla iletişim kurabilir, sosyal medya hesabından etkinlikleri takip edebilirsiniz.