C O A C H I N G D U I S B U R G

Loading

Meşgul Olmak ile Üretken Olmak Arasındaki Fark

Meşgul Olmak ile Üretken Olmak Arasındaki Fark

Gün boyunca bir şeylerle uğraşıyorsunuz, toplantıdan toplantıya koşuyorsunuz, mesajlara cevap veriyorsunuz, listedeki maddeleri tamamlıyorsunuz. Akşam yatağa gittiğinizde yorgunsunuz ama içinizde tuhaf bir his var. Aslında önemli bir şey yapmadınız gibi. Tüm o koşturmacaya rağmen gerçekten ilerlediğinizi hissetmiyorsunuz. Bu his tesadüf değil. Meşgul olmak ile üretken olmak arasındaki fark tam da burada kendini gösteriyor ve bu iki kavramı birbirine karıştırmak, hayatınızın en kıymetli kaynağını, yani zamanı, sessiz sedasız harcamanıza neden oluyor.

Meşguliyet Bir His, Üretkenlik Bir Sonuç

Meşgul hissetmek son derece kolay. Telefonunuza bakın, bir düzine bildirim sizi bekliyor. E-postalarınızı açın, yanıt bekleyen mesajlar var. Takviminize bakın, dolu görünüyor. Tüm bunlar meşgul olduğunuzun kanıtı gibi görünüyor ama aslında yalnızca dikkatinizin bölündüğünün göstergesi. Üretkenlik ise çok farklı bir şey. Üretkenlik bir his değil, ölçülebilir bir ilerleme. Bugün ne yaptığınız değil, bugün ne elde ettiğiniz sorusunun cevabı. Meşgul olmak ile üretken olmak arasındaki fark tam olarak burada düğümleniyor; biri sizi yorarken diğeri sizi ilerletiyor.

Neden Meşguliyeti Üretkenlikle Karıştırıyoruz?

Bunun birkaç nedeni var ve hepsi oldukça insani. Birincisi, meşgul görünmek toplumsal olarak ödüllendirilen bir durum. “Çok yoğunum” cümlesi bir şikayet gibi görünse de aslında çoğu zaman bir statü göstergesi olarak kullanılıyor. İkincisi, küçük görevleri tamamlamak beyinde anlık bir tatmin duygusu yaratıyor. Gelen kutunuzu sıfırlamak, birkaç mesaja cevap vermek, toplantıya katılmak anlık olarak iyi hissettiriyor. Ama bu anlık tatmin, gerçekten önemli olan büyük hedefe ne kadar yaklaştığınızı göstermiyor. Üçüncüsü ise hareketsiz kalmaktan duyulan rahatsızlık. Bir şeyler yapmak, hiçbir şey yapmamaktan her zaman daha iyi hissettiriyor. Oysa yanlış şeyleri yapmak bazen hiçbir şey yapmamaktan daha maliyetli.

Meşgul Olmak ile Üretken Olmak Arasındaki Fark
Meşgul Olmak ile Üretken Olmak Arasındaki Fark

Gerçekten Önemli Olan İşler Neden Hep Erteleniyor?

Meşgul olmak ile üretken olmak arasındaki farkı en iyi açıklayan gözlemlerden biri şu: Gerçekten önemli işler genellikle acil değil. Bir kitap yazmak, yeni bir beceri geliştirmek, sağlığınıza zaman ayırmak ya da önemli bir ilişkiyi beslemek bugün yapılmazsa dünya durmuyor. Ama gelen e-posta, bekleyen mesaj ya da planlanan toplantı anlık bir aciliyet hissi yaratıyor. Beyin doğası gereği acil olana önce koşuyor. Bu yüzden gün sonunda acil ama önemsiz şeyler tamamlanmış, önemli ama acil olmayan şeyler ise bir kez daha ertelenmiş oluyor. Bu döngü kırılmadan meşgul olmak ile üretken olmak arasındaki mesafe kapanmıyor.

Daha Az Şey Yapmak Bazen Daha Fazla İlerlemeyi Sağlıyor

Üretken insanların meşgul insanlardan belki de en temel farkı, neyi yapmayacaklarını bilmeleri. Her toplantıya katılmıyorlar, her mesaja anında cevap vermiyorlar, her fırsatı değerlendirmeye çalışmıyorlar. Sınırlı enerjilerini en yüksek etkiyi yaratacak işlere yönlendiriyorlar. Bu kulağa kolay geliyor ama pratikte çok zor. Hayır demek, bir toplantıyı reddetmek ya da gelen kutunuzu birkaç saatte bir kontrol etmek sosyal baskı yaratıyor. Ama bu sınırları çizmeden en önemli işlere gereken odağı vermek neredeyse imkânsız hale geliyor. Gerçek üretkenlik, daha fazlasını sığdırmak değil, doğru şeylere yer açmak anlamına geliyor.

Odak, Üretkenliğin Olmazsa Olmazı

Modern hayat dikkati parçalamak için tasarlanmış gibi. Bildirimler, açık sekmeler, anlık mesajlaşma uygulamaları ve sürekli akan içerik, dikkatinizi defalarca bölerek derin bir işe konsantre olmanızı engelliyor. Araştırmalar, bir dikkat dağılmasının ardından yeniden tam konsantrasyona dönmenin ortalama yirmi dakika aldığını gösteriyor. Günde onlarca kez dikkati dağılan biri için gerçek anlamda odaklanılmış zaman neredeyse sıfıra iniyor. Meşgul olmak ile üretken olmak arasındaki fark bu noktada en çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor; yüzeysel dikkatla yapılan dört saatlik çalışma, tam odakla geçirilen bir saatin gerisinde kalabiliyor.

Nereden Başlamalı?

Değişim büyük kararlarla değil, küçük farkındalıklarla başlıyor. Gününüzün sonunda kendinize sormaya değer bir soru şu: Bugün ne yaptım ve bu yaptıklarım beni gerçekten önemli olan hedeflere ne kadar yaklaştırdı? Bu soruyu dürüstçe yanıtlamak rahatsız edici olabiliyor. Ama o rahatsızlık aynı zamanda bir başlangıç noktası. Her sabah yapılacaklar listesine bakmadan önce o gün gerçekten ilerleme kaydetmek istediğiniz bir ya da iki şeyi belirlemek, geri kalanı ise mümkün olduğunca sınırlandırmak, teoride basit ama pratikte dönüştürücü bir alışkanlık. Meşgul olmaktan üretken olmaya geçiş, takvimi doldurmayı değil, neyi boş bırakacağınızı seçmeyi öğrenmekle başlıyor.

Yorgun olmak başarının kanıtı değil. Günün sonunda ne kadar yoğun hissettiğiniz değil, neyi ilerlettiniz sorusunun cevabı belirliyor gerçekte nerede olduğunuzu. Ve bu soruyu sormaya cesaret etmek, meşgul bir hayattan anlamlı bir hayata geçişin ilk adımı oluyor.

Derya Öte Almanya’da yaşayan Türk bir ICF koçudur. Almanya Duisburg’da bulunan kendi kurmuş olduğu Derya Öte Koçluk ve Danışmanlık Akademisinde koçluk, yaşam danışmanlığı hizmetlerini yürütmekte ve aynı zamanda ICF koçluk eğitimleri vermektedir.

Hizmetlerini Türkçe ve Almanca olarak sunan Derya Öte, farklı kültürden pek çok insanın hayatlarına dokunmuş ve kişisel gelişim yolculuklarına katkı sağlamıştır. Derya Öte ve sunduğu hizmetler hakkında daha fazla bilgi almak için +491608488493 telefon numarası veya info@lifecoach-deryaoete.de mail adresi aracılığıyla iletişim kurabilir, sosyal medya hesabından etkinlikleri takip edebilirsiniz.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir